Denetim Sürecinde Stratejik İletişim: Gerçeği Savunmak mı, Yöntemi Anlatmak mı?
Kurumsal hayatın en kritik dönemeçlerinden biri, denetim dönemleridir. Özellikle üretim işletmelerinde, stok değerleme, maliyetlendirme ve dönem sonu kapanış süreçleri; sadece muhasebe doğruluğunu değil, yönetim vizyonunu da test eder.
Bu noktada temel soru şudur: Denetçiyle tartışırken hatayı mı kabul etmeli, yoksa yöntemi mi anlatmalı?
Bu sorunun cevabı, yalnızca teknik bilgiyle değil, stratejik iletişim becerisiyle ilgilidir.
1. Gerçeği Değil, Süreci Anlatmak: “Savunma” Değil “Yöntem Sunumu”
Bir denetim görüşmesi sırasında — örneğin “henüz üretime girmemiş bir hammadde neden Satılan Malın Maliyeti’ne (SMM) yansıtıldı?” gibi bir soruda — amaç, hatayı itiraf etmek değil, sürecin mantığını açıklamak olmalıdır.
Bu yaklaşım üç güçlü etki yaratır:
- Savunmadan uzaklaşır, profesyonel bir pozisyon alınır.
- Denetçi, muhasebe politikasının ardındaki niyeti ve sistematiği anlar.
- İletişim “yanlış – doğru” ekseninden “yöntem – uygulama” eksenine taşınır.
Örneğin, “sehven yapılan bir kayıt” yerine, “Aralıklı envanter yöntemi kapsamında, stokların fizikî sayım sonuçlarıyla mizandaki değerlerin eşitlenmesi amacıyla yapılan bir dönem sonu düzeltmesi” demek, aynı olayı çok daha profesyonel ve mevzuata uygun şekilde çerçeveler.
2. Fiili Maliyetlendirme ve Aralıklı Envanter Arasındaki Geçişin Yönetimi
Birçok sanayi şirketi gibi, fiili maliyetlendirme sisteminden aralıklı envanter yöntemine geçen firmalar, teknik bir dönüşüm kadar yönetimsel bir adaptasyon da yaşar.
Bu geçiş, sadece muhasebe kayıtlarını değil, ekiplerin bilgi düzeyini, sistemlerin olgunluğunu ve yönetsel istikrarı da etkiler.
Benzer bir durumda yapılması gereken, geçişi şu üç adımla anlatmaktır:
- Dönemsel bağlamı koymak: “Ocak–Temmuz arası fiili maliyet sistemi uygulanmış, Temmuz sonrası kadro ve sistem değişiklikleriyle aralıklı yönteme geçilmiştir.”
- Süreçsel gerekçeyi belirtmek: “Sistemsel kaynak yetersizliği nedeniyle sürekli yöntem sürdürülememiştir.”
- Sonuç etkisini sınırlamak: “Yıl sonunda fizikî envanter tespit edilerek, mali tablolar gerçeğe uygun hale getirilmiştir.”
Bu şekilde, hata değil, sistemsel geçiş mantığı anlatılır.
3. Denetçiyle Diyalogda “Aynı Cevabı Vermek” Neden Olumludur?
Bir denetim sürecinde farklı taraflar aynı soruya defalarca dönebilir.
Ancak bu, sizin tutarsız olduğunuz anlamına gelmez. Tam tersine, cevap değişmiyorsa, sisteminizin sağlam olduğunu gösterir.
Tutarlılık, bazen en güçlü savunmadır.
4. Veriye Dayalı Tutarlılık: “Hikâye Anlatmak” Yerine “Kanıt Sunmak”
Bir finans yöneticisinin elindeki en güçlü argüman, yorum değil, veridir.
Beyanname ekleri, stok listeleri, fiili sayım tutanakları, yevmiye kayıtları ve randıman analizleri, sözlü savunmadan çok daha etkilidir.
Bir denetçiye “Ek-3’teki kayıtla beyanname arasındaki tutarlığa bakabilirsiniz.” demek, tartışmayı sonuçlandırır.
Buradaki amaç “haklı çıkmak” değil, doğru yöntemi belgelemektir.
Finans liderliği, yalnızca rakamı bilmek değil, onu stratejik bağlamda savunabilmektir.
5. Stratejik Sonuç: Doğruluk, Tutarlılık ve Kurumsal Hafıza
Denetimlerde asıl başarı, hatasız tablo sunmak değil; doğru yöntemle oluşturulmuş, savunulabilir ve tutarlı tablo sunmaktır.
Bu, hem kurumun güvenilirliğini hem de mali işler yöneticisinin stratejik kredibilitesini güçlendirir.
Son Söz
Kurumsal finans yönetimi bir hesap işi olduğu kadar, bir hikâye yönetimi işidir.
Ama bu hikâye, kurgulanmış değil, veriyle doğrulanmış bir anlatı olmalıdır.
Savunmak yerine açıklamak, saklamak yerine sistematikleştirmek, bugünün mali liderinin en güçlü farkıdır.
leave a comment